Çocuklara Sınır Koymak: Denge, Tutarlılık ve Şefkat

Biliyoruz ki, çocukların çok fazla “Hayır” duyması kendilerini engellenmiş ve değersiz hissetmelerine yol açarken; hiç sınır konulmaması da dağınıklık ve güvensizlik duygularını beraberinde getirir. Bu nedenle, sınır koyma sürecinin “kıvamına” karar verebilmek, ebeveynlikte en temel ve en kritik aşamalardan biridir.

Her aile sistemi, kendi dinamikleri içinde farklı beklentiler ve davranış modelleri geliştirir. Dolayısıyla “dur” çizgisi her ilişki için farklı bir anlam taşır. Ancak bazı temel sorular üzerine düşünmek ve bu farkındalıkla çocuklara yaklaşmak, sürecin tutarlılığı açısından oldukça önemlidir.

Aşağıdaki sorular, bu konuda kendi sisteminizi değerlendirebilmeniz için bir çerçeve sunar.
Örneği televizyon izleme süresi üzerinden açıklayalım:
Bir aile, çocuğunun televizyon izleme süresinin fazla olduğunu düşünüyor ve bu konuda bir sınırlama getirmeyi planlıyor. Öncelikle, çocukların duymadığı bir ortamda, ebeveynler kendi aralarında kısa bir ön değerlendirme yapıyorlar.

1. “Bu sınır gerçekten gerekli mi? Çocuğumun sağlığını veya güvenliğini tehdit ediyor mu?”

Sınır koyma sürecinin ilk adımı, o sınırın gerekliliğini değerlendirmektir. Böylece, farkında olmadan neden-sonuç ilişkisini netleştirmiş oluruz. Örneğimizde kontrolsüz ekran maruziyeti; uyku düzeni, göz sağlığı ve sosyal etkileşim gibi alanlarda olumsuz etkiler yaratabileceğinden, bu aile için sınırın gerekli olduğu sonucuna ulaşmak doğaldır.

2. “Bu sınır kimin için gerekli? Benim için mi, çocuğum için mi?”

Sınırın kimin yararına olduğu sorusu, ebeveynlik tutumlarında farkındalık yaratır. Örneğimizde sınır hem çocuğun sağlığı hem de aile içi etkileşimin niteliği açısından gereklidir. Ancak kimi zaman koyduğumuz sınırlar, çocuğun ihtiyaçlarından çok yetişkinin konforuna hizmet edebilir. Böyle durumlarda, sınırın hangi duygusal ihtiyaca eşlik ettiğini yeniden değerlendirmek faydalı olur.

3. “Yarın da aynı tutarlılıkta olabilecek miyim?”

Tutarlılık, sınır koyma sürecinin en belirleyici unsurlarındandır. Bir kez verilen esneklik bile çocuğun zihninde kuralları belirsizleştirebilir. Tutarlılık konusunda zorlanabileceğini düşünen ebeveynlerin, karşılaşabilecekleri engelleri önceden fark etmeleri ve bu konuda destekleyici stratejiler geliştirmeleri önemlidir.

4. “Çocuğumdan beklediğim davranış modelinde ben nasıl bir yerdeyim?”

Ebeveynin kendi davranışları, çocuk için en güçlü öğrenme aracıdır.
Eğer televizyonun sürekli açık olduğu bir evde, ebeveynler sık sık ekran karşısında vakit geçiriyorsa, çocuğun bu davranışı modellemesi kaçınılmazdır. Bu nedenle, çocukta görmek istediğimiz davranışın önce yetişkin tarafından sergilenmesi gerekir.


Tüm bu sorulara yanıt verebildiğimizde, artık sınırın gerekliliği konusunda netleşmiş oluruz. Sonraki aşamada önemli olan, bu sınırı şefkatle sunabilmek, tutarlılıkla sürdürebilmek ve süreç boyunca ilişkiyi, duyguları ve ihtiyaçları göz ardı etmemektir.

Bu, kolay bir süreç değildir; emek, sabır ve sürekli farkındalık gerektirir. Ancak mümkün olduğunu biliyoruz.
Bolca düşünmek, ihtiyaçları fark etmek, ilişki bağını güçlü tutmak ve “rehber” ebeveyn çizgisinden otoriter tutuma kaymamak, bu yolda en önemli desteklerdir. Gerisi, tıpkı öğrenilen her beceri gibi, bol pratikle şekillenir.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top
0

Subtotal